*Makale 15.09.2010 tarihinde www.emekdunyasi.net adlı web sitesinde yayınlanmıştır.
İlgili link: http://www.emekdunyasi.net/ed/isci-sendika/8801-bir-direnis-sembolu-emmely
Ekrem Ekici – Berlin, Sep. 2010
Barbara E. ya da çağdaş işçi hareketleri için artık sembolleşen adıyla “Emmely”…
Bundan iki yıl once, 2008 yılında, 31 yıl aralıksız çalışmış olduğu, Almanya’nın önemli süpermarket zincirlerinden olan Kaisers-Tengelmann AG (kısaca Kaiser’s) mağazasından görev başındayken 1.30 euro “çaldığı” iddiasıyla işten çıkarılan ve bugüne gelen süreç içerisinde Almanya’daki çağdaş kapitalist baskı ve sömürüye karşı verdiği ve sonunda kazandığı mücadele ile özel olarak Almanya çapında, genel olarak ise uluslararası çaptaki işçi sınıfı mücadelesine güven ve yeni bir soluk kazandıran, kapitalizm karşısındaki mücadelenin her ne boyutta olursa olsun, kazanımları zorunlu olarak beraberinde getireceğini yeniden kanıtlayan bir isim.
Emmely 31 yıl boyunca “Kaiser’s” adlı bir Alman süpermarket zincirinin bir şubesinde çalışmıştı. Şirketin iddiasına göre, Emmely, bir müşteriye ait olan, 1.30 euro tutarındaki boş şişe depozitosu ücretini alıkoymuştu. Bu iddianın hiçbir zaman kanıtlanamamış olmasına rağmen, Şubat 2008′de Emmely işten atıldı. Bu olaydan birkaç hafta önce Emmely, ulus çapında 18 ay süren perakende servis sektörü işçilerinin grevine aktif katılım göstermişti. O, Verdi sendikası adına kendi iş yerinde grevi örgütlemişti ve çalışma arkadaşlarından, birkaç gün öncesinden, kara listeye alınacağına dair bir uyarı almıştı.
Sıfır noktasında başlayan mücadele
Barbara E.’nin davası Almanya içinde ve dışında büyük protestolara neden oldu ve bu tür işveren pratiklerine karşı kamu açısından daha görünür bir direniş içerisinde olmanın öneminin altını çizdi. Barbara davasını kazanmayacak olsa da, O, işverenlerin işçilere yaklaşımına ve Almanya’da iş yerlerinde işveren ve işçiler arasındaki güç ilişkilerine yönelik bir tartışmanın alevlenmesine neden oldu. Barbara’nın ısrarı üzerine, Almaya’da benzer içerikteki davalar da kamuoyunun gözleri önüne sunuldu. Almanya’da on yıllardır, birisinin cep telefonunu şarj etmek sonucunda birkaç euro cent “çalmış olmak” gibi zavallı bahanelerle işten atılan işçilerin durumu artık kamuoyuna mal olmuştur.
Bu durum Alman iş mahkemeleri tarafından da onaylanmaktadır: bunun adı Almanya’da “ Bagatellkündigung”dur, yani küçük boyuttaki nedenler dolayısıyla işten çıkarma. Aynı zamanda, Alman iş hukukunun “temelleri olan şüpheler” dayanağıyla, yani söz konusu şüpheye yönelik ortada herhangi bir kanıt yokken, işverenin işçiyi işten çıkarma edimlerine olanak tanıması da artık kamuoyu tarafından bilinen bir gerçektir. Birçok diğer benzer dava gibi, Barbara’nın davası da bu iki işten çıkarma türünün bir kombinasyonuydu.
Şüphe üzerine işten çıkarma ve küçük boyuttaki nedenlere dayalı olarak işten çıkarma gibi enstrümanlarla, itaatsiz ve elverişsiz işçiler sindirilmekte ve iş yerlerinden uzaklaştırılmaktadır. Bu enstrümanlarla işçilerin direnişine saldırılmaktadır.
Bugün global ölçekteki ekonomik krizin ağır yükü işçilerin omuzlarına yüklenirken, işverenler, doymak bilmez kar maksimizasyonu hırsıyla daha fazla işçiyi işten çıkarmak ve emek yoğunluğunu arttırmak adına krizi kullanmaktadırlar. Buna karşı bir direniş haklı bir direniştir. Bu direnişi – şüphe ve küçük boyuttaki nedenlerle işten çıkarma durumlarında olduğu gibi – açık ya da gizli biçimlerde cezalandıran “demokratik” devletler işverenlerin tarafını tutmaktadırlar.
Emmely’nin geçtiğimiz aylarda kazandığı zafer de tam da bu bağlamda oldukça önemlidir. Aptalca bir bahaneyle işten çıkarılmış olsa da, gerçekte örgütlü bir sendika aktivisti olan Emmely, sınıf mücadelesinin iş yeri içerisindeki biçiminde önemli ve dikkat çekici bir figürdü.
Emmely’nin işten çıkarılmasının hemen ardından Berlin’deki antikapitalist devrimci bir grup tarafından “Emmely ile Dayanışma Komitesi” adı altında örgütlü bir faaliyet başlatıldı. Başlangıçta sınırlı sayıdaki bir aktivist grubunun çabaları ile şekillenen komite, 2008’den bu yana, söz konusu gerekçeyle Emmely’nin işten çıkarılmasının kamuoyu tarafından bilinmesi adına çok ciddi çalışmalar yaptı, çok önemli mesafeler kat etti.
Dayanışma Komitesi’nin, durumun Almanya kamuoyu nezdinde gündemde tutulması üstün çabaları bu konuyu Almanya’nın en önemli meselelerinden biri haline getirdi. Komitenin çalışmaları Emmely için yapılan kampanyayı duyurmak adına ülkeyi bir baştan bir başa dolaşmaktan, toplumun her kesiminden, emek dünyası ve kadın hakları alanlarında faaliyet göstermiş ve göstermekte olan eski ya da halen görevde olan aktivistlerin, politikacıların (bazı eski bakanlar da dahil olmak üzere), akademisyenlerin, hukukçuların, işçilerin, emekçilerin, öğrencilerin ve daha çok çeşitli toplumsal katman temsilcilerinin katılım gösterdiği konferans, eylem ve etkinlikler düzenlemeye uzanan bir çeşitlilikte biçimleniyordu.
Ve sonunda konu yargıya, Alman Federal Yüksek İş Mahkemesine taşındı. Kampanya ve destek çalışmaları Emmely’nin ve Dayanışma Komitesinin göstermiş olduğu üstün çabalarla ülke çapında daha da ivme kazandı. Büyük gün 10 Haziran 2010 tarihiydi. Mahkeme dava ile ilgili kararını o gün açıklayacaktı.
Bu sırada çeşitli etkinlikler, eylemler, konferanslar ve kampanyalar devrimci sorumluluktan gelen büyük ciddiyet ve hızla sürdürülüyordu. Bunun yanında konu artık Almanya sınırları dışına taşmış, uluslarası gündemde de kendine yer bulmaya başlamıştı. Bu süreç içerisinde, Emmely davası İspanya’dan İngiltere’ye, Rusya’dan Çin’e, Kore’den Fransa’ya, İsveç’ten Çek Cumhuriyeti’ne, Hollanda’dan Yunanistan’a, Meksika’ya kadar uzanan bir ölçekte dünya kamuoyunun gündemine de oturmuştu (makalenin sonunda Emmely ile ilgili olarak dünya basınında çıkan haberlerin bir listesi bulunabilir).
Kendisiyle ve süreç içerisinde aktif faaliyet gösteren “Emmely ile Dayanışma Komitesi” üyelerinden Jörg Nowak ile geçtiğimiz Mayıs ayının son günlerinde Berlin’de görüştüğümüzde Emmely Dayanışma Komitesi’nin göstermiş olduğu üstün çabayı anlatırken çarpıcı bir de olguya dikkat çekiyordu. “Komite’nin üstlenmiş olduğu görev, esasen sendikal bir görevdir ve bu görevin esasen sendika tarafından üstlenilmesi gerekirdi,” diyordu Emmely. Gösterilen çabanın ve kazanılan başarının büyüklüğü düşünüldüğünde, Komite’nin, belki de yeni mücadele biçimlerinin oluşturulmasına örnek olacak biçimde, önemi daha da belirginleşmektedir.
Örgütlü ve örgütçü işçi
Emmely tüm yaşananlara, yoğun geçen sürece ve mahkemenin karar vereceği günün yaklaşıyor olmasına rağmen kendisinden emin ve kararlı tavrını sürdürüyordu. Her şeyden önce o örgütlü bir işçi, bir sendika aktivistiydi. Kendisine çalışma süreci ve işten çıkarılmasına giden süreçte politik kimliğinin işverenler tarafından algılanış biçiminin etkili olup olmadığını sorduğumuzda verdiği yanıt kesin ve netti: “Elbette!”
Emmely, servis sektöründeki 18 ay boyunca süren grev döneminde aktif bir biçimde işçilerin örgütlenmesi için de çaba sarf ediyordu. Onlar, Eski Doğu Almanya ve Batı Almanya’daki ücret farklarının ortadan kaldırılması sürecinde, işveren kurum ve kuruluşlarına, ve elbette egemenlere karşı aktif mücadele içerisindeydiler. Demokratik Alman Cumhuriyeti döneminde yapılmış olan iş sözleşmeleri inanılması güç bir biçimde, Eski Doğu Almanya bölgesinde çalışan belli kesim işçiler için halen geçerliliğini sürdürmekteydi. Elbette ki bu durum da Batı ile Doğu arasında, Doğu’nun aleyhine bir ücret farkı oluşturuyordu. Alman burjuva kapitalist egemenleri, Doğu’nun standardını yükseltmek yerine Batı’nın işçilerinin yaşam standardını Doğu’nun seviyesine çekmekte ısrarlıydılar. Ve mücadele de böylece başlamıştı. Emmely bu süreç içerisinde kendi çalıştığı Kaiser’s şubesinde sekiz işçiyi örgütlemişti ve kim olduğu herkesçe biliniyordu.
Dolayısıyla Emmely davası böyle bir kontekst ve çok yönlülük içerisinde düşünüldüğünde gerçek anlam bütünlüğünü kazanmaktadır. Davanın önemi işçi Almanya sınıfının mücadelesi bakımından hem pratik hem de sembolik olarak çok büyüktü. Geçmişte bazı benzer tekil örneklerin belirli kazanımlar elde ettiği bir gerçekti fakat, bu kadar kitleselleşmiş ve kamuoyunun gündemine oturmuş bir dava, sonrası için belirleyici bir önem taşımaktaydı.
Karara doğru
Görüşmemiz sırasında Emmely ve Komite üyelerinden Jörg Nowak, hiç kimsenin konunun bu kadar büyük boyutlara ulaşacağını beklememiş olduğunu söylüyorlardı. Komite, davanın kamuoyunun dikkatine sunulmasını sağlayacak her yolu denemişti.
Emmely haklı olarak, “Davanın sonucu ne olursa olsun, bunun işçi sınıfı mücadelesinin bugünkü durumuna kesin olarak etki edeceğini” söylemekteydi. “Elbette,” diyordu Emmely görüşmemiz sırasında bütün samimiyetiyle, elbette durum artık geri dönülmez bir nitelik kazanmıştı ve 10 Haziran beklenmekteydi.
Ve Federal Yüksek İş Mahkemesi 10 Haziran 2010’da kararını açıkladı: Emmely kazandı. Emmely’nin işine geri dönebilecek olmasının yanında, bu gerçek anlamda ciddi bir zaferdi. Çünkü büyük bir kapitalist iş organizasyonu, işçisinin karşısında kesin bir hukuksal yenilgiye uğratılmıştı. Mahkeme, Emmely’nin haksız bir gerekçeyle işten çıkarıldığına karar vermiş ve Emmely’nin işine geri dönmesine karar vermişti.
Bu karar ve yaşanan sürecin tamamı, kapitalist dünyanın şimdiki genel yapısal süreçlerinde köklü bir değişikliğe neden olamayacak belki. Fakat bu karar, sınıf mücadelesindeki kararlılığın artık monopol değil, çok uluslu, çok yüzlü ve çok kimlikli oligapol kapitalist dünyanın iktisadi kurumları ile hukuksal kurumlarını nasıl karşı karşıya getirebileceği, onları gerekli koşullar sağlandığında ve gerekli kararlılık sergilendiğinde onların yapısal süreçlerinin nasıl sekteye uğratılabileceği olgusunu kesin olarak gözler önüne sermiş olmasından dolayı oldukça önemlidir.
Zafer
Görüşmemiz sırasında Emmely’e, geçtiğimiz yıl sonu ve bu yıl başında Türkiye’deki işçi sınıfı mücadelesinde büyük bir heyecan dalgası yaratan, fakat kısa süre içerisinde sendikal oyunlara ve uzlaşma bataklığına kurban giden TEKEL işçilerinin direnişi ile ilgili olarak ne düşündüğünü sormuştuk. “Örgütlü mücadele hiçbir şekilde terk edilmemeli, çünkü işçi sınıfının kurtuluşu ancak kararlı örgütlü mücadele sonucunda olacaktır. Kimsenin öne çıkıp sizler için her şeyi yapmasını bekleyemezsiniz,” diyordu Emmely. Onun uzaklardan, Berlin’den söylediği bu sözler, TEKEL direnişinde yaşanan süreç göz önüne alındığında iki defa anlamlıydı.
Ve ekliyordu Emmely, görüşmemizin sonunda; 1933’ten 1944’e kadar, on bir yıl boyunca Gestapo’nun tecrit koşullarında yaşamış olan, Weimar Cumhuriyeti döneminde Almanya Komünist Partisi liderliğini yapmış olan Ernst Thälmann’dan alıntılayarak: “Bir parmağı kırabilirler, fakat beş parmak bir yumruk eder!”
Emmely ve dava ile ilgili olarak uluslararası basında çıkmış olan haberler:
English:
http://uk.reuters.com/article/idUKTRE51P43F20090226
http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/7915564.stm
http://www.spiegel.de/international/business/0,1518,610083,00.html
http://www.thenational.ae/article/20090302/FOREIGN/14016409/1002
Korean:
Chinese:
http://www.coolloud.org.tw/node/35977
Russian:
http://www.lenta.ru/news/2009/02/27/barbara/
Spanish:
http://www.elsiglodetorreon.com.mx/noticia/417981.insensibilidad-al-cubo-el-comentario-de-hoy.html
French:
http://www.liberation.fr/monde/0101321919-une-caissiere-viree-pour-un-1-30-euro
Swedish:
http://www.dn.se/nyheter/varlden/kan-ha-forsnillat-14-kronor-fick-sparken-1.807695
Czech:
http://zpravy.idnes.cz/zpr_archiv.asp?c=A090226_180421_zajimavosti_abr
Dutch:
Greek:
Tags: Almanya İşçi Sınıfı, Barbara E., Emmely, Emmely ile Dayanışma Komitesi, Kaiser's, TEKEL İşçileri, İşçi Sınıfı Mücadelesi