Şubat 2011
Artık burjuva basını da açıkça söylüyor. Mısır’da asker Mübarek’e ‘ya in ya da biz indirelim’ diye buyurmuş.
Öyle görünüyor ki günümüzde, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yoğun bir ideolojik bombardıman söz konusu. Saldırı çok şiddetli ve hipnotize edici bir etkisi var – belki, şu an için çok ham bir tasarruf olabilir fakat – anlaşıldığı kadarıyla, yeniden üretimin üstyapısal alanında büyük bir dönüşüm gerçekleşiyor. Bu da devletin ideolojik aygıtları ile baskı aygıtın gitgide kaynaşıp bir madalyonun iki yüzü haline gelmesi sayesinde oluyor. Örneğin bundan 30 – 40 yıl öncesinde durum böyle değildi. Baskı aygıtı, ideolojik aygıtların -hem teknolojik hem de sosyal anlamda- yetersiz ve devre dışı kaldığı noktada devreye giriyordu.
Bana kalırsa teknolojinin bugünkü evrimini de böyle okumak gerekiyor. küresel kapitalizm özellikle İnterneti ve İnternet teknolojilerini kullanarak, baskı aygıtı ve ideolojik aygıtın yanında belki de teknoloji aygıtı olarak adlandırılması uygun olacak olan bir unsuru ekledi ve görünürde, söz konusu kaynaşmayı da bu sağlıyor.
İnsanlar bugün örneğin Mısır’daki “halk” (bakınız; sınıf değil, halk) ayaklanmasında (!) internetin ve internet üzerinden örgütlenmenin (!) rolünü konuşuyor. Fakat bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu izin ve onay kimden ve nereden sağlanıyor diye sormuyor.
Haberlere ve özellikle de fotoğraflara baktıkça ironinin boyutu daha da büyük görünüyor. Fakat olan bitenin devrimciler için çok açık olması gerekir. Aynen sevgili yoldaşımız Jack London’un Demir Ökçe’de anlattığı gibi yürüyor her şey. Fakat bugünkü biçimleri ile. Jack London’un hayranlık uyandıran öngörü ve imgelemi ile ortaya koyduğu resim, – ideolojik bakımdan çok daha sofistike ve bulanık renklere boyanmış olsa da – halen karşımızda duruyor. Belki bu, başka bir yazının konusu olabilir. Belki de devrimci geleneğin edebi ve kültürel miraslarına geri dönmenin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu günlerde yaşıyoruz. Tek bir cümleyle söylemek gerekirse, bugünün devrimcisinin tarihsel sorumluluğu, ‘konjonktürü’ nesnel bir zeminde anlamak olmak durumunda.
Küresel kapitalizmin bugünkü biçimi, yani teknolojik demir ökçe (tabirimi mazur görün, daha iyi bir sembol üzerinde düşünüyorum) kendisini ayakta tutan yer yüzündeki enerji kaynakları tükenene kadar devam edecek. Dolayısıyla ben belki bir yüz yıllık bekleme sürecine girdiğimizi düşünüyorum. Bundan beş yüz yıl sonra bir ‘insan kardeşliği çağında’ (bkz. Jack London; Demir Ökçe) belki bugünün devrimcilerini anlatmayacaklar. Fakat bir elli ya da yüz yıl sonraki yoldaşlarımızı anlatacaklar. Bizim oraya çalışmamız, ve bir zemin hazırlamamız gerekiyor. Belki hiçbirimiz birer Ernest Everhard ya da Avis Everhard olamayacağız. Fakat onların ortaya çıkması için devrimci mirasın korunması ve genişletilmesi gerekiyor.
Mısır’a dönecek olursak, bana kalırsa iki gün önce olan şeyin büyük bir sembolik önemi var. Yeni kapitalizm orada büyük bir zafer ilan etti. Bu zaferin anlamı bir yenilenme ve asgari hasarla zaten var olan kabuk değiştirmenin resmi olarak ilan edilmesi gibi okunabilir. Biraz daha bekleyip göreceğiz. Belki de bir tür Neo-Social Democracy çağındayız.
“Ne Yapmalı”ya o kadar çok takıldık ki, “Ne Yapmamalı”yı unutmak üzereyiz.
Tags: Üstyapı, Demir Ökçe, Mısır